BİR VARMIŞ, BİR YOKMUŞ: BÜYÜMENİN AĞIR YÜKÜ
Küçükken her masal "Bir varmış, bir yokmuş" diye başlardı. O zamanlar dünya daha masumdu, insanlar daha temizdi. Çocuk aklımızla her şeyin güzel olduğuna inanırdık. Oyunlar oynar, merak ettiğimiz şeyleri keşfetmeye çalışırdık. Kiminin çocukluğu uzun sürdü, kimisi ise hayata erken atılmak zorunda kaldı. Ama bazıları... İçindeki çocuğu hiç kaybetmek istemedi. Keşke herkes içindeki çocuğu koruyabilseydi. Onu saklayıp, büyütebilseydi. Belki o zaman dünya bu kadar acımasız olmazdı. Belki o zaman ne nefret olurdu ne de canilik… Ama büyüdük. Zamanla her şeyi öğrendik. Kötüyü de, iyiyi de. Ve ne zaman bu kadar vahşi bir toplum olduk, işte bunu kimse bilmiyor. O masumiyet dolu çocukluk günleri geride kaldı. Bir zamanlar ellerimiz çamura bulanırdı, şimdi ise başka insanların kanına… Bir zamanlar düştüğümüzde sadece dizimiz kanardı, şimdi ise kalbimiz… Ne zaman bencil olduk? Ne zaman sevgiyi unuttuk? Bize ne oldu? Belki de bu soruların cevabı çoktan yok olmaya başladı. Çünkü biz, büyüd...