Ruhsal Yorgunluk: Kalbin Suskun Çığlığı
Hayat, bazen bir labirent gibi hissedilir. İçinde kaybolduğumuz duygular, bitmek bilmeyen beklentiler ve üzerimize yüklenen sorumluluklar bizi birer gölgeye dönüştürür. Ruhsal yorgunluk, bedenin değil, kalbin ve zihnin yorulmasıdır. Bazen hiçbir fiziksel çaba harcamadan bile bitkin hissederiz çünkü ruh, sessiz bir çığlık atar. Koşuşturmanın içinde kendimizi dinlemeyi unuturuz. Her şey yetişilecek bir son tarih, bitirilecek bir iş, mutlu edilecek başkalarıdır. Peki ya kendimiz? Ruhun yorgunluğu, insanın kendi sesini duyamadığı o boğucu sessizlikte saklıdır.
Ama bu yorgunluk, bir son değil, bir durak olabilir. Kendimizi bulma yolunda bazen mola vermek gerekir. Bu yorgunluk, kalbimizin bize "dur ve hisset" dediği andır. Çünkü içimize dönmeden dış dünyayı anlamlandırmak zordur. Ruhumuzun inceliklerini, hayallerimizi ve kırgınlıklarımızı fark ettiğimizde, belki de yeniden doğarız. Ruhsal yorgunluk, bir son değil, bir başlangıç olabilir...
---
Sessiz Yorgunluk
Koşuyorum, ama nereye?
Gölgenin ardında, izlerime.
Bir ses, fısıldıyor derinlerde:
"Dur artık, bırak kendini ellerime."
Yollar bitmez, zaman tükenir,
Kalbim susar, rüzgar dinlenir.
Bir dağın zirvesinde sessizim,
Aşağıda nehir, yukarıda gökyüzü dinlenir.
Gözlerim uzaklara dalar,
Bir düş, bir umut karışır anılara.
Yüreğim kırılmış bir dal,
Kim bilir, neye varır bu yaralara?
Ey ruhum, usulca konuş benimle,
Yıldızlar altında, sessizlikte.
Bilir misin, tüm savaşların sonu,
Kendine varmaktır, o sessizlikte.
Yorumlar
Yorum Gönder